KAHVE TÜRKÜLERİ PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 18
ZayıfEn iyi 
Cemalettin GÜZELBABA tarafından yazıldı.   
Pazar, 07 Şubat 2010 20:40

 

                                                    KAHVE TÜRKÜLERİ

 

 

             Hani bir söz vardır bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var diye…

             Peki, nerden geldi bu söz neden bir bardak demli çayın, hemde Erzurum şekerinin yanında bol otlu çay demeyiz de illede kahve.

             Birde ne deriz;  “ Gönül ne çay ister ne çay hane; Gönül sohbet ister Kahvehane bahane”

             Düşünce ne köklü bir kahve (Sohbet ve dostluk) kültürümüz varmış. Kahve Ortadoğu kültüründen ülkemize gelmesine rağmen o kadar bizleşmiş ki adeta bizden bir parça olmuş.

             Sonra; Hiç düşündünüz mü ne kadar çok türkümüzde kahveden, cezveden bahsedilmiş, Kahve adeta dostluğumuzun, sevdamızın, üzüntümüzün, kederimizin, sevincimizin aktarımı olmuş. Şöyle bir araştırma yapmaya çalıştım. Belki birçoğumuza boş uğraş gelebilir ancak içinde kahve ve türevleri olan, Fincen ve cezve geçen elli’nin üzerinde türkü bulabildim, belki daha fazlası vardır.

        Örneğin Usta ses Celal Güzelses sevdiğinin halini bir Türküsünde şöyle dile getirmiş;

         Odasına vardım olurmu böyle,

         Elleri koynunda merhamet eyle.

         Bir derdin olursa gel bana söyle,

         Söyleyin ahbaplar nasıl edeyim,

         Nazlı yardan ayrılmışam nere gidiyim.

 

        Odasına vardım Kahve Pişirir

        Kınalı parmaklar, Fincan devşirir.

        O yarın bakışı beni şaşırır,

        Söyleyin ahbaplar nasıl edeyim,

        Nazlı yardan ayrılmışam nere gidiyim.

       

    Yine Hınısta sıkça söylenen bir Türkü vardır; Hatta bazı fanatikler bu türküyü karşı takım oyuncu ve taraflarına argo olarak değiştirip kullanırlar.

 

        Fincanı taştan oyarlar balam oyarlar,

        İçine bade koyarlar.

        Sen bize gelme duyarlar balam, duyarlar.

        Sen kimin canısın canı,

         Sen yine doldur Fincanı

 

         Fincanı rafa dizerler balam dizerler,

         İçine bade süzerler.

         Sen bize gelme sezerler balam, sezerler.

         Sen kimin canısın canı,

         Sen yine doldur Fincanı.

        

      Her ne kadar Hınıs kahvehanelerinde ismi mucubince Kahve pişirilmese de; Nedense her kahve ikramında Hınıs gelir aklıma.Hınıs’ın arka arkaya servis edilen çayları ve kışık masalarındaki Hükümet kurup, yıkmaya giden koyu sohbetleri hatırlar ve gözlerimiz dolar.Oysa Kahve sadece Hınıs’a özgü değildir, Hepimizindir. Bir Erzincan Türküsünde Kör Seyit’in Cana kıyması Kahvenin dostluğuyla bağdaşlaştırılmaz ve onun iki sevgiliyi ayırması şöyle dile getirilir:

 

          Kahve koydum Fincana,

          Hele bakın bicana.

          Kör olası Kel Seyit,

          Nasıl kıydın bu cana.

         

    Yine Sevgilerde dile getirmişiz Cezveyi, derdimizi, kederimizi onun ağzından söyletmişiz;

 

          Bir fırtına tuttu bizi, Deryaya kaldı.

          Bu bizim kavuşmalarımız a yârim,

          Mahşere kaldı.

 

          Yeni Cezve, yeni Cezve,

          Kaynar, kaynar az olur.

          O benim nazlı yârin derdi,

          Söyler, söyler az olur.

         

 

     Galiba Doğu Anadolu da Kahveye içimizi bir daha güzel dökmüşüz her şeyde olduğu gibi. Yine Erzincan-Eğin (Eğin Ülkede Silifke ve Hınıs gibi kendisine has Türkü ve Halk oyunları olan ender ilçelerden biridir.) Türküsünde;

 

          Ordasına vardın Gayfe Büşürür.

          Gınalı barmaklar aney, yandım aney.

          Fincan döşürür.

          Seni gören âşık aklın şarurur oy.

          Baba nerden aldın aney, yandım guley, guley,

          Sen bu gelini.

         

      Kahve ve onun olmazsa olmazları Fincan ve Cezveyi daha birçok Türkü sözünde görebiliriz;

         

          Sabahın seher vaktinde,

          Oturmuş Kahve içer.

          Bir elinde altın makas aman,

          Yârine fistan biçer.

          Bir selama kayıl olduk aman,

          Onuda vermez geçer.

         

    

       Sadece Doğuda değil tüm ülke coğrafyasında kahve kültürü kendisini hissettirmiş Bir Denizli Tekelioğlu Gurbet havasında;

 

        Ayde ulen Efeler,

        Gümişde Cezveleri de kaynar,

         Ocakta öf öf, Efeler öf.

        Tekelide namım var benim

        Al bıçak üstünde şanım var benim

         Öf, öf…      Denilererek efelik Kahveyle özdeşleştirilir. İstanbul beyefendisi Denizli efesinden geri kalırmı:

         Odasına vardım Fincan elinde,

         Saati ince belinde.

        Aman aman,

        Kaşlar keman, kara gözleri yay.

       

      

 Trakyalı geri mi kalır Acem Kızı Türküsünde sevdiğini Kahve fincanına benzetir:

       

    …Seni seven oğlan, neylesin malı,

        Yumdukça gözünden döker mercanı.

        Burun Fındık, Ağzı Gayfe Fincanı,

        Şeker mi, Şerbetmi, bal acım kızı.

       

 

    İsterseniz hepimizin günlük hayatımızda sıkça duyduğumuz Bu sihirli maddeyi içinde bulunduran Türkülerden birer bukleyi arka arkaya sıralayalım:

 

     Kahve olsam dolaplarda kavrulsam. Aman, aman.

         Toz duman olsam dağ başında savrulsam.

         Kemer olsam yar beline sarılsam.

         

        

      …Kaldır kolun oynasın,

          Sür Cezveler kaynasın.

          Yârimi seven oğlan,

          Gençliğine doymasın.

          

      Kahveyi kaynatırlar, havar yârim.

          Fincana damlatırlar vay vay.

          Sahapsız âşıkları,

          Vururlar ağlatırlar.

          

           Kahve Yemenden gelir,

           Bülbül çimenden gelir vay, vay.

           Yâri güzel olanlar, havar yârim.

           Her gün hamamdan gelir.

           

       …Kadifeden kesesi,

           Kahveden gelir sesi.

           Oturmuş kumar oynar,

           Ciğerimin, ah ciğerimin köşesi.

 

       Bu kadar Zengince kullanılmış olan Kahve Türkülerinin neden bir arada toplanmadığını görünce şaşırmamak elde değil, Hınısta şöyle kahve Türkülerinden oluşan gece düzenlense de Ulusal basına bu ilkler yansıtılsa ne güzel olurdu…

       Biz yine de sözü ve yazıyı fazla uzatmadan son olarak bir iki Kahve türküsünden bukle sunarak yazımızı tamamlayalım.

        Hani bir Eskişehir Türküsü vardır, çok hoşuma gider hareketli ve bir o kadar anlamlı sözler içeren bir Türkü:

 

         Gayfeciler, gayfede pişirir,

         Yeni Memed ağa aklın şaşırır.

         Aramızdan boş kese düşürür,

         Şandır o, şandır o.

         

 

     Hani birde hepimizin bildiği bir ağıt vardır. O Türküyü dinledikçe failine hınçlanır, mağduruna üzülürüz. Belen Kahvesinde geçer olay. Neden mi bahsediyorum; Tabi ki Ormancıdan:

 

         Çıktım Belen Kahvesine, baktım Ovaya.

         Bay Mustafa çağırdı, Dam oynamaya.

         Ormancı da gelir gelmez yıkar masayı,

         Söz anlamaz ormancı, çekmiş kafayı.

 

         Aman ormancı, yandım ormancı.

         Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

 

     

       

         

 

 

 

        Kahve tadında günler dilerim, Siz siz olun gelen misafirlerinize Kahve ikram etmeden göndermeyin. Kırk yıl değil Kırk günlük hatır için dahi cezveyi ateşe sürmekten çekinmemek gerekir. Hınıs’ın misafirperverliğini kahveyle ölçmesekte; Elliye yakın Hınıs Türküsünde Kahve türevlerinin isminin geçmemesi şaşırtıcı olsada, Hınıs insanının kahveye ihtiyaç duymadan da dostuna dost olduğuna yormak gerekir.

       

        

Beş vakte kadar misafiriniz var ona göre, Yazın Hınıs’ta görüşmek dileklerimle… VESSELAM

                                                                                             Cemalettin GÜZELBABA

 

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
+/-
Yorum yaz
Adınız:
Eposta:
 
Başlık:
 
:angry::0:confused::cheer:B):evil::silly::dry::lol::kiss::D:pinch::(:shock:
:X:side::):P:unsure::woohoo::huh::whistle:;):s:!::?::idea::arrow:
 
Abdullah AYDIN  - Yüreğine sağlık   |10-02-10 - 11:16:59
Sevgili Cemalettin kardeşim;

Evet bir fincan kahvenin kırık yıl hatırı vardır sözü bizlere yapılan en küçük bir iyiliğin
dahi unutulmaması gerektiğini hatırlatıyor.
Oysa günümüzde bırak küçük iyilikleri yaptığınız büyük fedakarlıklar bile
menfaatinize dokunulduğu anda unutulur oldu.
İnternet çıktı çıkalı, klasik posta anlayışı önemini yetirdi. Dünya küçüldü,
çoğumuzun e-posta adresleri ve e-mesajları oldu. Peki, bu hızlı iletişime karşılık, ilettiklerimizin değeri ne kadar artabildi?

Bilgisayar başında harcanan saatlerden ötürü, bilgisayar ve teknoloji dışı hobilere verdiğimiz önem azaldı gibi… Bir tıklama
ile yüzlerce e-postayı iletiyoruz, peki birbirimize kaç roman, kitap tavsiye eder olduk? Kocaman bir hiç..
Paylaşımın için
yüreğine sağlık dostum. Allah razı olsun. Selametle kal..